Bizi Sosyal Medyada Takip Edin

İslamiyet Öncesi Hicazda Sosyo-Kültürel Ortam

İslamiyet Öncesi Hicazda Sosyo-Kültürel Ortam

 Hicaz halkının siyasi bağımsızlıklarının ve kabile dayanışmalarının kendilerine ne gibi sonuçlar getirdiğini öğrenelim sizden. İki faktör nasıl tezahür ediyor onlarda?

 

  •  Siyasi bağımsızlık noktasında, tabi bölge Arapları Bizans ve Sasani gibi iki büyük emperyalist devletin işgal hedefi olmaması dolayısıyla, hiçbir dönemde bir tasallut altında bulunmadılar. Bunun o yöre halkının karakterinin çok sağlam ve haşin olmasında etkili olduğunu görüyoruz. Bu aynı zamanda bağımsızlıklarına düşkün olmalarını sağlıyordu. Bahsettiğiniz kabilecilik ise ahlaki noktada kendini hissettiriyor. Cahiliyedeki ahlak anlayışı, kişinin kendi kabilesi söz konusu olduğunda bir anlam ifade ediyordu. Mesela emanete sadakat bir erdemdi; fakat bu başka kabilelerin mallarını yağmalamaya ve haksızca el koymaya engel olmuyordu. Her kabilenin kendi içinden seçtiği temsilcilerden oluşan idarî yapı, yani bir tür senato hayatın bütün alanlarına müdahil değildi. Zira Dârun Nedve olarak isimlendirilen bu yönetimin aldığı kararlar tavsiye niteliği taşıyor, yaptırım gücü bulunmuyordu. Buna karşın kabile özerkliği, kabile mensuplarının kendi iç hukukunda daha etkili konumdaydı.

 

  •  Şirk inancının iç dünyalarında çok derin bir çarpıklığı meydana getirdiği ise ayrı bir gerçektir. Çünkü kendi elleriyle yapıp kendi dilleriyle kutsiyet atfettikleri bir tanrı tasavvurları vardı. Aslında o gün aklı başında her kişi kendisiyle yüzleştiğinde, mezkûr tapınmanın akıl ve mantıktan uzak bir uygulama olduğunu anlardı. Peygamberimiz sadece vicdanlarının en derinliklerinden gelen sesi yüzlerine haykırdı. Meşhur kral çıplak hikâyesi Efendimizin başlattığı tevhit hareketini çok iyi anlatır esasında. İnançtaki bu çarpıklık ahlak ve davranışlarda da belirleyici olmuştu. Zira insanın bütün davranışlarının arka planında onları yönlendiren inanç vardır. Çarpık ve çelişkili şirk inancı, çelişkili bir ahlak meydana getiriyordu. Hâlbuki ahlak parçalanamaz ve ancak bir bütün olduğunda insanı ahsen-i takvim olan takvaya ulaştırır.

 

  •  Biraz daha derine indiğimizde, Mekkelilerdeki kabile dayanışması, özünde kişisel çıkara dayalıydı. Hatta İslam’dan hemen önce söz konusu topluluk duygusunun kaybolduğu, yerine bireyselleşmenin geçtiği görülmektedir. Mal ve servete olan düşkünlük, hurafe ve çelişkilerle dolu kabilevî değerlerin yerini almıştı. Şairlerin rolünü ayrıca belirtmeliyiz. Kamuoyu oluşturmada bu kişilerin yeri çok büyüktü. Bir şahıs parayla bir şairi satın alıp erdemli ve şerefli biri olduğuna dair şiirler söyleterek kamuoyu oluşturabilir ve toplum nezdindeki yerini her zaman koruyabilirdi. Nihayetinde servet her şey demekti ve Mekke başka bir yer olmuş, büsbütün kurtlar vadisine dönmüştü.

 

  •  İşte Hz. Peygamberimiz tam böyle bir sosyo-kültürel ortamda yetişti ve peygamberlikle görevlendirildi. Aldığı vahiy sonucu, 610 yılında Mekke’nin kültürel ve inanç değerlerini (ki az önce Mekke’nin bir din merkezi ve inanç şehri olduğunu söylemiştik) alt üst eden bir söylemle ortaya çıktı. Bu söylem mevcut dini yapıyı yerle bir edecek nitelikteydi: La ilahe illallah… Önünde boyun eğilecek yegâne merciin Allah olduğunun ilanı, hem sorunuzdaki adil bir siyasi yönetime Arapları taşıyacak hem de kabile dayanışmasından çok daha geniş ve samimi boyutlu İslam kardeşliğini ikame edecekti.

 

  •  Yeri gelmişken Hegel’in oldukça anlamlı bir sözünü hatırlayalım: “Bir insanın sana neler verebileceği değil, senin için nelerden vazgeçeceği önemlidir.” Mekke’deki sahabeler hak dava için her şeylerini verebildiklerini gösterdiler. Akıl ve yüreklerine vurulmuş şirk zincirlerinden başka kaybedecek hiçbir şeyleri olmadığını gösterdiler. İnsanın sevdiği şeyler zaaflarıdır. Oysa sahabeler inandıkları davadan daha aziz bildikleri ve ondan daha çok sevdikleri bir şey olmadığını gösterdiler. İman iddialarını bütün varlıklarını tüketerek ispat etmişlerdi. Hz. Ebu Bekir’in tam 40 bin dinarlık nakit serveti bu hak dava uğruna harcanmıştı. Bir dinarın 4 gr. altına tekabül ettiğini ve altının gramının ortalama 100 TL olduğunu düşünürsek, kutlu sahabinin harcadığı serveti 16 milyon TL eder.

 

  • Sorular ve Düzenleme: ADEM ÖZÇELİK

BU KONUYU SOSYAL MEDYA HESAPLARINDA PAYLAŞ
Yorum Yap

Bu konuya henüz bir yorum yapılmadı.