Bizi Sosyal Medyada Takip Edin

ARAP EDEBİYAT TARİHİ VE CAHİLİYYE ŞAİRLERİ

ARAP EDEBİYAT TARİHİ VE CAHİLİYYE ŞAİRLERİ

ARAP EDEBİYAT TARİHİ NEDEN BAHSEDER?

Hususi manada: Dil meselelerinden ve muhtelif asırlarda bu dili konuşan yeteneklerin ortaya koydukları vezinli, kafiyeli (nazım) ve düz yazı (nesir) sözlerden bahseder. Edebiyat tarihi, aynı zamanda nazım ve nesirin yükselmesine, düşüşüne ve kaybolmasına sebep olan hususları inceleyen ilimdir. Yazım ve dil ustalarının tarihi ve eserlerinin eleştirisiyle, gerek sanat gerek düşünce ve gerekse üslup olarak birbirlerine tesirleriyle ilgilenir. Bu anlamda edebiyat tarihi ilminin doğuşu yenidir. İtalyalılar ilk defa 18. yüzyılda geliştirmişlerdir. Öncesinde Araplar ediplerin, şairlerin ve alimlerin hayat hikayelerini anlatan teracim kitapları yazımında derinleşmişlerdi. İbn-i Hallikân’ın Vefayâtü’l-Ayân’ı, Suyutî’nin Buğyetü’l-Vuât’ı, Yakut el-Hamevî’nin Mu’cemu’l-Üdebâ’sı ve Ebül Ferec el-İsfehanî’nin Kitâbü’l-Eğanî’si bunların en önemlileridir.

Umumi manada: Arap edebiyat tarihi geniş açıdan, çağlar boyu duyguların ve düşüncelerin ifadesi, bir ilmi ve sanatı öğretme veya bir hadiseyi ölümsüzleştirme adına kitaplarda derlenen, sayfalara tescil edilen ve taşlara nakşedilenlerdir. Bu anlamda edebiyat tarihinin içine alimlerin, hikmet ehlinin ve diğer yazarların meşrep ve mezhepleriyle veya onların ihtisas sahalarına yaptıkları katkıyla ilgili meseleler girer.

 

EDEBİYAT TARİHİNİN FAYDASI

Ümmetin hayatında edebiyat tarihinin ciddi tesiri vardır. Dilin ve dildeki akli ve kalbi verilerin muhafazası, halkın birlik ve şerefini dayandırdığı esaslardan biridir. Bir halkı kendisine tevarüs eden edebiyat ve ilimlerden mahrum bırakarak milli ve edebi kabüllerinin seyrini kestiğin zaman, o halkı kendi özelliklerinden ibaret payandasından ve birlik nizamından mahrum bırakmış olursun. Böylelikle onu akli köleliğe düçar edersin ki, bu siyasi kölelikten daha beterdir. Çünkü bedenen kölelik, devası bulunur bir hastalıktır. Lakin ruhun köleleşmesi, hiçbir tabibin çare olamayacağı bir milli ölümdür.

 

EDEBİYAT TARİHİNİN KISIMLARI

Edebi tarih, her ümmetin siyasi ve toplumsal geçmişiyle kurduğu bağlantı vesikasıdır. Hatta fikrin eylemden önce olması yönüyle edebi tarih, siyasi ve toplumsal tarihten önce gelir. Her siyasi veya toplumsal uyanışa, geride şairlerin dilinde, alimlerin kaleminde varlık bulan bir fikri uyanış destek verir. Bu doğrultuda Arap ve Müslüman milletlerin siyasi ve toplumsal değişimleri genelde beş asırda incelenir.

1- Cahiliyye asrı: Miladi beşinci asrın ortasında Adnanlıların Yemenlilerlerden özgürlüğünü elde etmeleriyle başlar ve 622’de İslamiyetin doğuşuyla son bulur.

2- İslam’ın ilk dönemleri ve Emeviler asrı: İslam’ın doğuşuyla başlar, hicri 132’de Abbasilerin yönetimi ele geçirmeleriyle son bulur.

3- Abbasi asrı: Başlangıcı Abbasilerin yönetime gelmesi, sonu hicri 656’da Tatarların Bağdat’ı düşürerek yönetimi ele geçirmesidir.

4- Türk asrı: Bağdat’ın düşmesiyle başlar, hicri 1220’deki modern uyanış dönemine kadar devam eder.

5- Modern asır: Muhammed Ali’nin (Kavalalı Mehmet Ali Paşa) Mısır yönetimine geçmesiyle (miladi 1805) başlar, günümüze kadar devam eder.

 

ARAPLARIN YURTLARI, SINIFLARI VE MEŞHUR KABİLELERİ

Araplar, tarihçilerin Sam bin Nuh’a nisbet ederek “Samiler” diye isimlendiregeldikleri bir millettir. Babilliler, Asurlular, İbraniler, Fenikeliler, Aramiler ve Habeşlilerin oluşturdukları bu halklar topluluğu, başlangıçta tek bir yurtta doğup büyümüş, sonraları değişik bölgelere dağılmışlardır. Ana yurtlarının neresi olduğu tartışmalıdır. Bazıları Irak, bazıları Arap Yarımadası, bazıları Habeşistan olduğu görüşündedir. Zaman içinde ana yurtlarından Babilliler ve Asurlular Irak’a, Fenikeliler Suriye sahillerine, İbraniler Filistin’e, Habeşliler Habeşistan’a ve Araplar Asya’nın güney doğusuna düşen Arap Yarımadasına yerleşmişlerdir. Bu dönemde Arapların Kahtan halkı ve Adan halkı diye iki ana kola ayrıldığı görülür. Kahtâniler Yemen’i yurt edinerek orada büyük bir medeniyet inşa etmişler ve zamanla civar bölgelere dağılmışlardır. Salebe bin Amr kabilesinin orta yaşlıları Hicaz’a yerleşmişler, Yesrip’i yoğunluklu olarak Yahudiler mesken edinmişlerdir. Evs ve Hazrec kabileleri bu Yahudilerin soyundandır. Huzaa kabilesinin reisi Harise bin Amr Harem bölgesine yerleşmiş, Imran bin Amr Umman topraklarına, Nasr bin Ezd kabileleri Tihame’yi yurt edinmişlerdir.

Bu tarihi ve coğrafik girişten sonra, İslam öncesi hayata rengini veren Arap şiirine ve bölgenin ileri gelen şairlerine geçelim.

 

CAHİLİYYE (MUALLAKA) ŞAİRLERİ

Her millette olduğu gibi cahiliye Arapları arasında da yaygın olan beklenti, her kabilenin kendi içinden bir şairin, bir komutanın veya bir hatibin tebarüz etmesi beklentisidir. Adeta kabilenin sözcüleri olmuş ve liderliğine soyunmuş bu insanlara büyük payelerin verilmesi ve en çok da üstünlüğü ve itibarı şaire vermiş olmaları yine boş bir duygu olmasa gerek. Çünkü şairler tarih boyunca kavmin şanını yüceltecek, onlar ölüyken de onları şiirleriyle yaşatacak olanlardır.

Yaşadıkları zaman/dönem itibariyle dört tabakada incelenen Arap şairlerinin birinci tabakası, İslam’dan önce yaşamış veya İslam’ın geldiği döneme yetişmiş fakat İslam’a dair kendilerinden hiç bir şey aktarıl(a)mayan cahiliye şairleri olarak anılan şairlerdir. El-Muallakâtü’s-seb’a yani Yedi askı şiirleri meydana getirmiş en eski şairlerdir bunlar.

Her ne kadar zorlama bir taksim de olsa şiir münekkitleri nezdinde cahiliye şairleri şiirlerinin güzelliğiyle üç tabakada ele alınabilir:

1- Tabaka: İmrü’l Kays, Züheyr ve Nabiğa

2- Tabaka: A’şa, Lebid ve Tarfe

3- Tabaka: Antera, Düreyd b. Es-Samt ve Ümeyye b. Ebi es-Salt.

Arap şairlerin yolundan giden tilmizleri ve şiirlerini rivayet edecek ravileri olurdu. İmrü’l Kays Ebi Düad el-İyadi’nin, Züher Evs b. Hacer’in tilmizidir. Burada bunun detayına girilmeyecek.

 

İMRU’L KAYS

a- Hayatı:

“Yaralı” ve “avare/şaşkın kral” lakaplarıyla tanınan İmru’l-Kays’ın asıl adı Cünduh b. Hucr el-Kindî’dir. Anne ve baba tarafından asil bir aileye mensuptur. Çocukluğu Beni Esed kabilesinin kralı olan babasının yanında geçen şair, serseri gibi yaşaması, içkiye olan meyli, müstehcen şiirler söylemesi ve kadınlara olan düşkünlüğünden dolayı babasının yanından kovulur. Babasının katillerinden intikam almak için yardım almak maksadıyla gittiği Bizans İmparatoru I. Justinianos tarafından kurulan bir komployla Ankara civarında MS. 520’de öldüğü rivayet edilir.

b- Şiiri:

İmru’l Kays’ın “Kıfâa nebki…” şeklinde başlayan muallakası tam 81 beyitten oluşur. İmru’l Kays, sevgilisi Uneyze’ye duyduğu özlem ve terk edip geride bıraktığı yurdunun hatıralarıyla başladığı muallakasına gecenin ve yanından hiç ayırmadığı atının tasviriyle devam eder. Avlanma ve içki tasvirlerine yer verdiği şiiri aruzun tavîl bahriyle nazmedilmiştir.

قفا نبك من ذكرى حبيب ومنزل بسقط اللوى بين الدخول فحومل

(İkiniz) Durun! Sevgilinin

ve yurdunun hatırına ağlayalım,

Havmel ve Dahul arasında bulunan

Sıktu’l Liva’daki (hatırasına).

 

NABİĞA EZ-ZÜBYANÎ

a- Hayatı:

Câhiliyye şairlerinin önde gelen isimlerinden enNâbiğa ez-Zubyânî lakabıyla meşhur olan şairin adı Ebu Ümame Ziyad b. Muaviye’dir. Çok geç yaşlarda şiir söylemeye başladığı ya da şiirdeki yaratıcılığından dolayı kendisine “Nabiğa” lakabı verildiği söylenir.

Hayatını Kral Numan b. Münzir yanında nedimi olarak sürdüren Nâbiğa, onu çekemeyenleri tarafından “Çıplak kadın” adıyla yazdığı şiirinin Numan’ın karısı için yazdığı iftirasına maruz kalarak arası kralla açılır. Şam’a, Numan’ın düşmanları Amr el-Ğassâni’ye sığınır. Karşılaştığı entrika ve hasetler karşısında tahammül edemeyen şairin miladi 604 yılında vefat ettiği nakledilir.

b- Şiiri:

Şairimiz her ne kadar en güzel şiiri söylemiş olmak ve irticali bir tarz seçmekle gerek cahiliye gerek İslam’ın başlarında birçok zevk ehlinin takdirini kazanmış olsa da “her yiğidin bir düşüşü vardır” misali şiirlerinde yer yer anlatım bozukluklarına, özellikle kafiyelerinde ahenk bozukluğuna rastlanır. Kendisinin de bu yönüne dikkat çekerek “Şiirlerimde farkına varamadığım bir bozukluk var” şeklinde yakındığı bilinir.

أميمة ناصب وليل أقاسيه بطيء الكواكب يا  كليني لهم

Ey (kızım) Ümeyme, beni yoran

dertlerimle baş başa bırak,

(Bırak da) Yıldızları yavaş yavaş (kaybolan)

şu (uzun) geceyi göğüsleyeyim.

 

ZÜHEYR B. EBİ SÜLMÂ

a- Hayatı:

Babasının akrabaları, Beni Ğatafan kabilesinin yanında yetişmiştir Züheyr b. Ebi Sülmâ el-Müzeni. Şiir ve hikmet bilgisini babasının dayısı Şâme b. ElĞadir’den almıştır. Son derece Allah’dan korkan ve ahirete iman eden bir insandı. Bir şiirinden yüz küsur yıl kadar bir ömür yaşadığı anlaşılan şair, hicretten 11 yıl önce vefat etmiştir. Ka’b ve Büceyr adındaki iki oğlu Müslüman olmuştur.

b- Şiiri:

Züheyr’in babası, dayısı, kız kardeşleri Selma ve Hansa, oğulları Ka’b ve Büceyr tanınan şairlerdendir. Şiirinin, dilindeki doğruluk, boş ifadelerden ari olması ve az kelimelerde çok manalar içermesi bakımından akranı olan İmru’l-Kays ve Nabiğa’nın şiirlerinden üstün olduğu kabul edilir. Şiirleri hikmet, darbı mesel ve öğütlerle doludur. Denildiğine göre, şiirlerini ilk dört ayda yazar, takip eden dört ayda tezhip eder, sonraki dört ayda şairlere arz eder ve en son dört ayda da insanlara sunarmış. Bunlar Havliyyât olarak da bilinir. Züheyr’in muallakasında Abs ve Zübyan kabileleri arasında cereyan eden harbin sulhla sona ermesinde büyük emekleri geçen Herim b. Sinan ve el-Haris b. Avf hakkında yazdığı medhiyeler geniş bir yere sahiptir. Yalnız muallakasını Araplarda adet olduğu üzere dostaların hatırasını canlandırarak ve onlara övgüler dizerek başlar:

أمن أم أوفى دمنة لم تكـلـم بحومانة الدراج فالمتثلم

Ölü toprağı mı var ki

 Ümmü Evfâ’nın evleri üzerinde hiç seda yok?!

Havmanetü’d-Dürrac ve Mütessellem

mevkiindeki (evleri).

 

EL-‘AŞÂ

a- Hayatı:

Yemame’de Menfuha köyünde dünyaya gelen el- ‘Aşâ’nın adı Ebu Basir Meymun b.Kays b. Cendel’dir (el-‘Aşâ’nın kelime anlamı, bulanık gören demek.) Şiir yeteneğini dayısı el-Müseyyib b. Ales’den almıştır. Aşa şarap meclislerinde eğlence ve israf içinde geçirdiği hayat servetini yok edince, bunlara yeniden sahip olmak için seyahatler yaptı. Kendisine ihsanda bulunan herkesi methetti. A’şa tek Tanrıyı kabul eden şairlerdendi. Ölümden sonra dirilmeye ve öteki dünyaya inanıyordu.

A’şâ’nın son yıllarında Müslüman olmak için Hz. Peygamber’i ziyaret etmek istediği de rivayet edilir. Kureyşliler onun, methettiği her kişiyi yücelttiğine inanıp şiiriyle bütün Arapların öfkesini çekeceklerini düşündüklerinden ziyaretini engellemek istiyorlardı. Neticede muvaffak da oldular. Kendisine 100 deve vereceklerini vaat ederek onu döndürmeyi başardılar. Şairin, doğduğu Menfuha’da bu develerden birinden düşerek öldüğü rivayet edilir.

a- Şiiri:

Şairler arası şöyle bir karşılaştırma yapılır: İnsanların en iyi şairi bindiğinde İmru’l Kays, istediğinde Züheyr, korkuttuğunda Nabiğa ve çaldığında Aşa’dır. Şiirlerinin en iyisi lamiye adlı kasidesidir. Cahiliye şairlerinde olmayan bir güzellik ve kulağa hoş gelen bir tınısı vardır şiirlerinin. A’şâ şiirlerini adeta bir şarkı havasında söylediği için “Sannacetü’l-Arab/Arapların Çalgıcısı” diye anılır. Ayrıca şaraba getirdiği tasvirler muhteşemdir.

ودع هريرة إن الركب مرتحل وهل تطيق وداعا أيها الرجل

Hüreyre veda ediyor, kafile hareketlendi.

Ayrılığa takatin var mı be adam!

 

ANTERA

a- Hayatı:

Ebu Muğallis Antera b. Şeddad el-Absi. Soylu bir babanın ve Habeşli bir cariyenin oğludur. Antera’nın Abs ve Dahis arasında çıkan savaşta Abs birliklerini komuta ettiği ve iyi bir lider olduğu aktarılır. Miladi 615’de öldürüldüğü rivayet edilir.

b- Şiiri:

Antera’nın kölelik dönemine ait iyi ya da kötü hiçbir şiiri rivayet edilmemektedir. Şiirlerine bakıldığında bir tatlılık, övgülerde bir tutarlılık hissedilir. Antere de muallaka sahipleri gibi muallakasına sevgili hatıralarıyla başlar. Devesini tasvir ettikten sonra gösterdikleri kahramanlıkları uzun uzun anlatarak muallakasına son vermiştir.

ولقد شربت من المدامة بعد ما ركد الهواجر بالمشوف المعلم

Tuğralı parayla aldığım şaraptan

Yudumladım öğlen sıcağı geçtikten sonra

 

TARFE B. EL-ABİD

a- Hayatı:

Babası öldükten sonra yetim kalan Tarfe b. el-Abid amcaları tarafından yetiştirilmiştir. Ne var ki terbiyesini ihmal eden amcalarını daha sonra hicvetmiştir. Çok pervasız ve ahlaksız biridir. Korkmadan kralları bile yererdi. Bir gün amcası “dilini tut yoksa bu dilin seni mahvedecek” demiştir. Öldürüldüğünde 26 yaşında olduğu rivayet edilir.

b- Şiiri:

Müteşebbis, zeki ve velud bir kişiliğe sahiptir. Cahiliyenin ileri gelen şairlerinden addedildiğinde yirmi yaşının altındaydı. Amr b. Külsüm gibi sadece muallakasıyla meşhur olmuştur. Şiirlerinden bize ulaşan muallakasıdır. Pek çok şiiri zayi olmuştur. Tasvirlerinde doğru ve gerçekçi olmaya özen göstermiştir. Buna rağmen bilinmeyen kelimeler ve alışılmadık ifadeler kullanması şiirinin ayıpları arasındadır. Muallakasına aşkla başlar, 35 beyitle zirveye taşıdığı devenin tasviriyle devam eder sonra kendisini överek bitirir.

لخولة أطالل ببرقة ثهمد تلوح كباقي الوشم في ظاهر اليد

Sehmed’in toprağında Havle’nin hatırası var.

Tıpkı eldeki dövmenin parıltısı gibi parlayan

 

AMR B. KÜLSÜM

a- Hayatı:

Amr b. Külsüm fırat nehri yakınlarında mekân tutmuş Taglip oymağından cesur ve izzetli bir savaşçıdır. Kabilesinin başına geçtiğinde daha on beş yaşına basmamıştı.

b- Şiiri:

Muallakasında açık bir dil ve sade bir uslup kullanmaktadır. Şair muallakasına şarap ile başlayıp sevgilisini tasvir ettikten sonra kavminin ululuğunu anlatarak devam etmektedir.

أبا هند فال تعجل علينا وأنظرنا نخبرك اليقينا

Ey Ebu Hind,

bize karşı böyle aceleci olma!

Bekle ki,

sana doğruları anlatalım!

 

EL-HARİS B. HİLLİZE

a- Hayatı:

Şairin asıl adı Ebu’z Zuleym el-Haris b. Hillize’dir. Amr b. Külsüm’ün Beni Tağlib Oğullarındaki yeri neyse şairimizin Bekr Oğullarındaki yeri odur. Fakat iki şair karşılaştırıldığında elbette Haris’in şiirlerinin hikmet, akıl ve denge olgularının gözetilmesi bakımından en iyi olduğu görülür. Hayatı hakkında çok bilgiye sahip olmadığımız Haris, cahiliyye şairleri içinde dili güçlü olan şairlerdendir. Doğrusu şiiri bizlere aktarılmasaydı meçhul olarak kalacaktı.

b- Şiiri:

Şiirleri o kadar uzun olmasına rağmen dinleyeni bıktırmaz ve sağlam bir örgüye sahiptir. Haris diğer muallaka sahipleri gibi kasidesine aşk ve sevgili hatıralarıyla başlayıp devesini övdükten sonra hükümdar Hind b. Amr’ın yaptıkları hizmet ve iyilikleri birer birer anlatarak muallakasına son verir. Kendisinde abraşlık (aşırı çil) bulunduğundan perde arkasından şiir söylediği rivayet edilir.

إن إخواننا األراقم يغلو ن علينا في قيلهم إخفاء

Kardeşlerimiz Erakim oymağı bize düşmanlık eder,

Düşmanlıklarında aşırıya gitmeleri

sözlerinden bellidir

 

LEBİD B. RABİA

a- Hayatı:

Ebu Ukayl Lebid b. Rebi’a el-Amiri. Babası fakirlerin babası, amcası Mudar Oğullarının savaşçısı. Çok küçük yaşında şiir söylemeye başlamıştır. İslam’ın doğduğu vakte kadar şiir söylemeye devam etmiş fakat Resulullah’ın peygamberliğini ilan etmesi üzere Müslüman olmuş, Kuran’ı ezberlemiş ve şiir söylemeyi bırakmıştır. Halife Ömer (r.a) döneminde kurulan Küfe’ye yerleşen şair Muaviye’nin saltanatının başlarında vefat etmiştir. Lebid, muallaka sahipleri içinde Müslüman olan tek şairdir.

b- Şiiri:

Lebid kişilikli, cömert, berrak bir zihne ve geniş kalbe sahip bir şairdir. Ahlakı ve duyguları şiirlerine sirayet etmiştir. Buna göre muallakasında güçlü bir dil ve sağlam bir uslüb hâkimdir. Bol bol bedevi yaşamını ve ahlakını tasvir eder. Cesur kimselerin ihtiraslarına ve korkakların heveslerine yer verir. Cahiliye şairleri içinde belki de nesirde en iyi olan, etkili bir üslup ve saf bir dille, sabırlı ve mahzun kişiyi en iyi çizen o olsa gerek. Muallakasına sevgilinin hatırası ile başlar Lebid. Tarfe misali o da devesinin tasvirinde yoğunlaşır. Sonra kendi hayatını, isteklerini, zevklerini ve cömertliği anlatır. Tabii tüm bunları doğru bir ağız ve samimi bir kalple dile getirir.

إنا إذا التقت المجامع لم يزل منا لزاز عظيمة جشامها

İnsanlar bir yerlerde (birbirlerine karşı övünmek için) toplansalar,

Büyük işler için hep bizden birileri çıkar

ve bunu devamlı yapardı.

 

HATİMİ TAÎ

a- Hayatı:

Çok küçük yaşlarda babasını kaybeden Hatim b. Abdullah et-Taî’nin cömertlikle meşhur olmasına sebep olan, kendisine daha el açılmadan veren annesidir. Rivayet edildiğine göre Receb ayı girdiğinde her gün on deve keser ve etrafında toplanan insanları doyururmuş. Çocuklarından ikisi İslam’la müşerref olmuştur.

b- Ahlakı:

Hatimi Tai’nin esir düşen kızı Peygamberimizin huzuruna çıkarıldığı vakit babası için “babam misafire ikram eder, selamı yayar ve ihtiyaç sahibini geri çevirmezdi.” dediğinde Resulullah’ın cevabı şöyle olmuştur: “Ey kadın, bunlar müminin sıfatı. Baban Müslüman olsaydı onu rahmetle anardık.” Sonrada “Kadını çözün, çünkü babası güzel ahlak üzereydi.” buyurmuşlardır.

c- Şiiri:

Şüphesiz dil kalbe tercüman; şiir de duygulara ayna. Hatimi Tâi hakkında güzel ahlak namına ne söylen miş ise şiirleri de tıpkı ahlakıyla vücut bulmuştur. Şiirleri, badiye şairlerinden beklenmeyen bir güzelliğe sahip, sözleri kolay ve üslubu çok güçlüdür. Cömertliği de adeta şiirine benzer; bol darbı mesel ve cömertliğe dair hikmetli sözlerle mebzuldür.

إذا كان بعض المال ربا ألهله فإني بحمد اهلل مالي معبد

Mal mülk birilerine efendi olmuşsa,

Hamdolsun ki malım bana köle.

 

ÜMEYYE B. EBİ’S-SALT

a- Hayatı:

Ömrünü Şam ve Yemen arasında ticaret yolculuklarında geçiren Ebu Osman Ümeyye b. Ebi’s- Salt es-Sakafi dindar bir karaktere sahiptir. Seferlerinde karşılaştığı Hristiyan keşişlerden kutsal kitabın ilk sifirlerini talim eden Ebu Osman, içkiyi haram saymış ve puta tapmamıştır. Rasulullah’ın “diliyle mümin ama kalbiyle kâfir” dediği peygamberlik sevdasına yenik düşerek hasedinden iman edememiştir. Şiirleri, Allah Resulüne olan düşmanlığından yasaklanmıştır. Kurtuluşun peygamberden kaçmakta olduğunu sanan bu zavallı şair, önce Yemen’e sonra Taif’e kaçmış ve orada ölümün pençelerine teslim olmuştur.

b- Şiiri:

Daha çok dini motiflerle süslediği şiirlerinde kâh yaratıcıya övgüler sunmuş kâh kıyamet sahnelerini betimlemiş ve kâh cennet- cehennem ve meleklere dair bilgiler vermiştir. Tevrat’ta zikri geçen kıssa ve olayları manzum bir şekilde şiire dökmüştür. Dini temayülünün etkisiyle de İbraniceden birçok alıntıda bulunarak Arap şiirine, şairlerin ve Arapların alışık olmadığı yeni deyim, üslup ve sözcükler kazandırmıştır. Bundan dolayı dilciler şiirlerini delil kabul etmediği gibi şiir münekkitleri de sözlerinin düşük ve basitliğinden seviyesiz görmüşlerdir.

الحمد هلل ممسانا ومصبحنا بالحمد صبحنا ربي ومسانا

Allah’a hamdolsun! Sabahımızda ve akşamımızda

Rabbim şükür ile bizi sabaha da çıkarır akşama da

 

Bu yazı (İlim dergisi Eylül-Ekim-Kasım 2013 6. sayısından) alınmıştır.   

SAİD KAYACI & MUSTAFA ALP

BU KONUYU SOSYAL MEDYA HESAPLARINDA PAYLAŞ
Yorum Yap

Bu konuya henüz bir yorum yapılmadı.