Bizi Sosyal Medyada Takip Edin

Medine İsmini Almadan Önce Yesrib Nasıl Bir Yerdi?

Medine İsmini Almadan Önce Yesrib Nasıl Bir Yerdi?

Medine ismini almadan önce, gerek kültürel gerek siyasi noktada Yesrib nasıl bir yerdi?

  •  Öncelikle sosyal yapıyı oluşturan en dinamik unsuru yani şehrin demografik yapısını ele alacak olursak, şehir iki ana bloktan oluşuyordu. Şehrin yüzde altmışını Araplar, yüzde kırkını Yahudiler oluşturuyordu. Rakamla ifade etmek gerekirse, altı bin Arap, dört bin Yahudi vardı Yesrib’te. Şehrin ilk sakinlerinin Amalika kabilesi Arapları olduğu tahmin edilir. Daha sonra Yahudi nüfus, ardından Evs ve Hazrecliler gelmiş ve şehir kabilelerden ibaret bir kente dönüşmüştür. Burayı ilk defa Yahudilerin kurduğu da nakledilir.

 

  •  Sosyal yapıyı böyle bir kabile kültürünün oluşturması, şehirde sürekli ve canlı bir siyasi yaşamın varlığını gerektiriyordu. Çünkü müşrik Arap kabilelerle Yahudi kabileler arasında bitmeyen bir üstünlük iddiası vardı. Sürekli antagonizma ve kabile savaşları içindeydiler. Zaman zaman kabile içi sülale kavgaları da yaşanmıştır. Bu tarz iç çekişme ve kavgalarda tarihin ve tabiatın değişmez kanunu devreye girer, üçüncü taraf her zaman kazanan olurdu.

 

  •  Yesrib’in tek bir otorite tarafından idare edilen bir sisteme ihtiyacı olduğu, neredeyse herkesin kabul ettiği bir gerçekti. Fakat şehrin heterojen yapısı bunu zorlaştırıyordu. Yahudiler Arap kabilelerini birbirlerine düşürerek şehir üzerindeki hâkimiyetlerini sürdürüyorlardı. Şehri oluşturan bu iki ana blok; Yahudi ve müşrikler birbirlerine müdahale etmeden dini hayatlarını sürdürebiliyorlardı. Yahudiler ehli kitap olmalarından dolayı ayrıca bir üstünlük taslasalar da müşrikleri kendi dinlerine davet etmiyorlardı. Ezcümle iki kesimin çatısı olabilecek merkezi bir yönetim yoktu.

 

  •  Şehrin putu Menat şehrin dışında Müşellel mevki denilen bir yerde bulunuyordu. Şehirde bir ibadet merkezi ve dini toplanma yeri yoktu. Bunun dışında herkesin evinde küçük bir put bulunuyordu. Şehrin merkezinde bir mabed olmayışı, dini hayatın sosyal ilişkilerde çok belirgin olmamasını sağlıyordu ya da sosyal ilişkilerine dini hayatlarını fazla karıştırmıyorlardı.

 

  •  Yine diğer kabilelerden, özellikle Kureyş’ten nisbeten biraz daha farklı, kendilerine özgü bazı dini ritüelleri vardı. Mesela Yesribliler ihramlıyken hayvansal gıdalar yemez, gölgede durmaz, evlerine arkadan açtıkları bir delikten veya çatıdan sarkarak girerlerdi. Bu uygulamanın erdemlilik olmadığı Kur’an’da şöyle anlatılır: “İyi davranış, asla evlere arkalarından gelip girmeniz değildir. Lâkin iyi davranış, korunan (ve ölçülü giden) kimsenin davranışıdır.”  (Bakara suresi, 189)

 

  •  Mekke’deki şirk dinin özellikle hac aylarında umre yapmayı büyük bir günah sayması manidardır. Çünkü Kureyş hac aylarında umre yaptığında, sene içerisinde bir daha umreye gelmemeleri gibi bir durum söz konusu olacağından ve bunun da şehrin ekonomisini olumsuz etkileyeceğinden dolayı, söz konusu durumu büyük günah sayarlardı. Ne var ki Yesrib müşriklerinin bu uygulamaya bir itirazlarının olduğunu görüyoruz kaynaklarda. Diğer yandan Kâbe’yi tavaf eder gibi putların etrafında döndükleri rivayetler arasında mevcuttur.

 

  •  Medine’nin iki büyük kabilesi Evs ve Hazrec sürekli savaş halindeydi. Fakat hac ve umreye giden kişinin evine, malına asla zarar vermezlerdi. Kâbe’ye saygılarından kaynaklanan bu durum, dini hayatın toplum üzerindeki etkilerinden biridir. Necm suresinde Lat, Uzza ve Menat olmak üzere üç büyük puttan bahsedilir. Lat Taif’in, Uzza Kureyş’in, Menat ise Medinelilerin putuydu. Hatta Menat’ın bulunduğu yerde bir mabedin olduğu, hac ve umreye giderken orada ihrama girildiği, dönüşte de orada birkaç gün kaldıklarında ancak haclarının kabul olacağına inanıyorlardı.

 

  •  Tıpkı müşriklerin örneğinde olduğu gibi şehirde Yahudilere ait umumi bir ibadethane de yoktu. Yahudilerin haham sınıfı ahbarın Yahudiler üzerinde etkileri çok büyüktü. Bundan dolayı Hz. Peygamberimiz “Yahudilerin hahamlarından (ahbar) on tanesi bana iman etseydi, yeryüzündeki bütün Yahudiler bana iman ederdi” demiştir. (Müsned-i Ahmed 2/346. Benzer lafızla Buhari ve Müslim)Siyasi açıdan Beni Nadir ve Beni Kureyza Yahudileri Evslilerle, Beni Kaynuka ise Hazrec ile ittifak halindeydi.

 

  •  Yesrib’de Hıristiyanlık ise yok denecek kadar azdı. Kaynaklar gasîletü’l-melaike sıfatıyla maruf Hanzala’nın babası Ebu Âmir bin Amr’ın Hıristiyan bir rahip olarak ismini verirler. Önceleri Medine’de insanlara ahireti, cennet ve cehennemi anlatır, iyiliğe davet ederdi. Hicretten sonra Hz. Peygamber’e hep muhalif oldu. Hatta Uhud Savaşı’nda müşrik saflarında yer aldı. Bu zat Mescid-i Dırar’ın inşasının da fikir babasıdır. Bizans’ın Şam valiliğiyle irtibatı kaviydi ve Bizans’ın Medine’yi kuşatacağı iddiasıyla Medine’deki münafıkları daima zinde tutmaya çalışıyordu.
  • Sorular ve Düzenleme: ADEM ÖZÇELİK

 

BU KONUYU SOSYAL MEDYA HESAPLARINDA PAYLAŞ
Yorum Yap

Bu konuya henüz bir yorum yapılmadı.