Bizi Sosyal Medyada Takip Edin

Medine Dönemindeki Savaşlar ve Biat Kavramı

Medine Dönemindeki Savaşlar ve Biat Kavramı

Medine’nin Mekke’den belki de en büyük farkı kuşkusuz fiili cihad. 26 gazve ve 35 seriyeden bahsediliyor. Bu, her yıl birkaç savaş veya çatışma yaşanması demek. Peygamberimizin savaşları ve kabilelerin biatı üzerinden konuşacak olursak, İslam’ın cihad mantığını ve bununla bağlantılı biat kavramını siz nasıl yorumluyorsunuz?

 

  •  Şüphesiz Medine döneminin tamamını gazveler oluşturmuyordu. Lakin gazve ve savaşlar büyük bir yer tutmaktaydı. Bedir’e götüren süreçte Kureyş’e karşı atılmış en önemli adım, çevre kabilelerle yapılan anlaşmalardı. Bu, düşmanı azaltmayı ve hedef küçültmeyi sağlıyordu. Bu kabileler Bedir zaferinden sonra Medine ile daha sıkı ilişki içinde olmaya çalıştılar. Kabilelerle anlaşma politikası daha sonra Hendek’te, Kureyş önderliğinde oluşmuş bir konfederasyonun güçlenmesini engellemişti.

 

  •  Üçüncü yılda Uhud Savaşı Kureyş için tam bir galibiyet sayılamazdı. Çünkü Mekke’yi ayakta tutan ticaretti ve ticaret, kervanların Suriye’ye güvenli biçimde gidiş gelişine bağlıydı. Kervan güzergâhı Hz. Peygamberin kontrolündeydi. Suriye kervanlarının aksaması Mekke’nin ticaretini bitirmeye yetecek bir şeydi. Medine’de bir devlet var oldukça hiçbir sonuç Kureyş için bir zafer ve nihai başarı olarak görülemezdi. Yani Hendek Savaşı kaçınılmazdı. İç muhalefet Bedir ve Beni Kaynuka zaferlerinden sonra etkisini yitirmiş olsa da Uhud mağlubiyetinden sonra yeniden hareketlenebilirdi. Fakat Hz. Peygamberin şehir savunması stratejisine yapılan muhalefet, böylesi muhtemel hoşnutsuzluğun önüne geçmiştir.

 

  •  Peygamber devrinin son gazvesi Tebük’ün ortaya koyduğu gerçek ise Müslümanların artık küresel bir güç olduklarıdır. Hz. Peygamber 20 yıl içinde Arap Yarımadası’nı tanınmayacak kadar değiştirmişti. Şefkat ve merhamet gibi insanı yücelten vasıflar, onun devlet yönetim anlayışını da oluşturuyordu. Bedevi bir toplumu medeni bir topluma çevirmişti. İnsan ve toplumun tarihi tecrübeyle elde edeceği yaşam kalitesini önceye çekmeyi başarmıştı. Bu şekilde ileriyi geri çekiyor, geleceği bizzat kendi inşa ediyordu. Genel olarak İslam’ın başarısı, Hz. Peygamberin herkesin aklından geçirmeye korktuğu hakikati fütursuzca, en yüksek perdeden seslendirmesinin bir ödülüydü. Böylelikle Arap Yarımadası’nda İslam’a doğru kitlesel yöneliş, Müslümanları bir anda bölgesel güç olmaktan küresel bir güç olmaya yükseltti. İşte bu nedenle Tebük Savaşı İslam’ın küresel bir güç oluşunun kanıtı niteliğindedir.

 

  •  Biat meselesine gelecek olursak, burada Peygamberimizin risalet ve idareci misyonunu ayırmak gerekir. Hicretin ilk yıllarında tek tek biat etmek için Medine’ye gelen bedevi kabilelerden Cüheyneli birine Peygamberimizin “bu (biat) bedevi biatı mı yoksa hicret biatı mı?” diye sorması, o günün sosyolojisinde peygambere gelip yapılan bütün biatların peygambere iman etmek anlamına gelmediği, siyasi bir anlamı olduğu yani güçlü kabileler için iş birliği, zayıf kabileler için sığınma anlamını taşıdığı ve en önemlisi Hz. Peygamberin peygamberlik konumu ile devlet adamlığını birbirinden ayırdığını göstermesi açısından oldukça manidardır. Ayeti kerime bu tür biatlılar için “iman ettik demeyin, teslim olduk deyin” buyurur. (Hucurât Suresi, 14)

 

  •  Biatlar sayesinde kabileler Arabistan’ın yükselen yıldızı Medine devletinin güvenlik sistemine dâhil oluyorlardı. Hz. Peygamber İslam’ın kabulünü şart koşmaksızın, herhangi dini bir talepte bulunmadan anlaşmalar yaptığı kabileleri İslam’ın gölgesinde oluşan güvenlik paktına davet ediyordu. Fakat daha sonraları İslam devleti bölgede önemli bir güç olunca, Hz. Peygamber bu muahedelerde kabile putlarının yıkılmasını ön şart olarak sundu. Hatta Mezhiclilerin bir kolu olan Cufi kabilesi, kesilen hayvanların kalplerini yememeyi dinî bir ritüel olarak kabul ederdi. Bu kabileyle yapılan görüşmelerde Hz. Peygamber kızartılmış bir kalp getirerek kabile reisi Kays bin Seleme’nin önüne koydurdu. Eğer bunu yemeği reddederse tam olarak İslam’ı kabul etmiş sayılmayacağını söyledi. Bu olay, Hz. Peygamberin puta tapınmanın anlam ve muhteva sınırlarını çok geniş tuttuğunu gösterir. O sadece ‘sanem’e değil, her türlü puta karşıydı.
  • Soru ve Düzenleme: ADEM ÖZÇELİK

 

BU KONUYU SOSYAL MEDYA HESAPLARINDA PAYLAŞ
Yorum Yap

Bu konuya henüz bir yorum yapılmadı.